Dünya dediğimiz o devasa oyun alanı, her geçen gün biraz daha küçülüyor sanki; oysa burnumuzun dibindeki o muazzam coğrafyalar, hala keşfedilmeyi bekleyen birer hazine gibi sessizce duruyor kıyıda köşede. Kazakistan’ın kalbi Almatı, hani o eski kitaplarda "elma bahçesi" diye geçen kadim şehir, bugünlerde gezginlerin radarında fırtınalar koparıyor.
Eğer siz de Roma’nın kalabalığından, Paris’in bitmek bilmeyen kuyruklarından yorulduysanız, rotayı biraz doğuya, o serin ve vakur dağların eteklerine kırmanın vakti geldi de geçiyor bile. Üstelik vize derdiyle, konsolosluk kapılarında beklemekle uğraşmadan, sadece pasaportunuzu kapıp gidebileceğiniz bir özgürlükten bahsediyoruz burada, şaka değil!
Şehre ilk adımınızı attığınızda, modern kafelerin ve son model araçların arasından süzülen o eski Sovyet ruhu karşılıyor sizi; ama bu soğuk bir karşılama değil, tam aksine merak uyandırıcı bir dost selamı. Almatı sokaklarında yürürken burnunuza çalınan o taze dağ havası, şehri kuşatan Trans-İli Ala Tau dağlarının bir hediyesi gibi konuyor omuzlarınıza. Bir yanınızda Zenkov Katedrali’nin o tek bir çivi bile çakılmadan göğe yükselen ahşap ihtişamı, diğer yanınızda ise dünyanın en yüksekteki buz pateni pisti olan Medeu... İnsan burada zamanın nasıl aktığını, hangi yüzyılda olduğunu bazen karıştırıyor; ama bu kafa karışıklığı, şehrin o kendine has büyüsünden kaynaklanıyor, inanın bana.
"Almatı'da sabah dağların zirvesinde karla kucaklaşıp, öğleden sonra şehrin en popüler restoranında at sütünden yapılma kımızı tadarken kendinizi bir filmin başrolünde hissedebilirsiniz."
Alışveriş ve yerel lezzet meraklıları için Zelyony Bazar yani Yeşil Pazar, adeta bir karnaval yeri gibi bekliyor ziyaretçilerini. Tezgahlarda dizili kurutulmuş meyveler, rengarenk baharatlar ve o meşhur Kazak peynirleri arasında dolaşırken, satıcılarla yapılan o tatlı pazarlıklar seyahatin tuzu biberi oluyor. Eğer "ben biraz da şehir manzarasını tepeden görmek isterim" derseniz, Kok-Tobe tepesine çıkan teleferik tam size göre; şehrin ışıkları altınızda bir halı gibi serilirken, Almatı’nın neden "parlayan yıldız" lakabını hak ettiğini çok daha iyi anlıyorsunuz. Uçak biletinizi alırken bütçenizi sarsmayan fiyatlar görmek, bu maceranın en keyifli başlangıç noktası oluyor kuşkusuz.
Bu şehirde yaşamak nasıl bir his? Genç nüfusun enerjisi, sanat galerilerinin doluluğu ve her köşede karşınıza çıkan devasa parklar, Almatı’yı sadece bir tatil rotası değil, yaşanılası bir yer haline getiriyor. Burası, doğuyla batının, gelenekle modernin o ince çizgisinde dans eden, ruhu olan bir şehir. Seyahat etmenin o yorucu yanını havalimanında bırakıp, kendinizi bu samimi atmosfere teslim ettiğinizde, aslında ne kadar büyük bir zenginliğin içinde olduğunuzu fark ediyorsunuz. Almatı, size gösterişli yalanlar değil, saf ve olduğu gibi bir Orta Asya gerçeği vaat ediyor.
Yeni yerler görmek sadece haritada bir yer işaretlemek değildir; ruhun sınırlarını genişletmek, başka dillerde gülümsemeyi öğrenmektir. Almatı, sunduğu o eşsiz doğa manzaraları ve vizesiz seyahat özgürlüğüyle, listenizin en üst sırasına kurulmayı hak ediyor. Şimdi o ertelediğiniz tatil planlarını tozlu raflardan indirin ve biletinizi alırken kalbinizin sesine kulak verin. Çünkü en güzel hikayeler, hep o "gitsem mi?" diye tereddüt edip de sonunda cesaretle yola çıktığımız yerlerde başlar. Almatı sizi bekliyor, bu davete icabet etmek ise tamamen sizin elinizde. Yolunuz açık, anılarınız taze kalsın!


